İnsan, var olduğu andan itibaren iki farklı dünyada yaşar: biri, zihninde inşa ettiği, diğeri ise bedeninin temas ettiği. Düşünülen dünya, hayallerin, ideallerin, korkuların ve olasılıkların sınırsız bir evrenidir. Yaşanılan dünya ise somut, kimi zaman acımasız, kimi zaman sıradan bir gerçekliktir. Bu iki dünya arasında bir köprü kurmak, insanın hem en büyük gücü hem de en derin çelişkilerinden biridir.
Zihnin dünyası, özgürlüğün en saf halidir. Orada sınırlar yalnızca kişinin kendi hayal gücüyle çizilir. Bir an için uçsuz bucaksız bir gökyüzünde süzülürsünüz, başka bir an için tarihin tozlu sayfalarında bir kahraman olursunuz. Düşünülen dünya, kusursuz bir geleceği ya da yeniden yazılmış

