29 Nisan 2012 Pazar

Hepimizin felaketleriyle flörtleşen bir tarafı var...

Felaketlerimizle flörtleşiyoruz

Fransız yönetmen Emmanuel Daumas'a göre bizi korkutan her şey felaketimiz. Hem kaçıyoruz hem de bu girdaba girmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. O yüzden hepimizin felaketleriyle flörtleşen bir tarafı var...

“Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali 1” için aralık ayından itibaren Yeşim Özsoy Gülan önderliğinde Mark Levitas, Okan Urun, Sibel Arslan Yeşilay ve Beliz Güçbilmez’le yoğun atölye çalışmaları
gerçekleştiren 22 katılımcının yoğunlaştıkları tema “felaket”ti. “Yeni Metin Yeni Tiyatro” ekibince seçilen üç kısa oyun Comédie-Française ve Rond-Point gibi sahnelerde yönetmenlik yapmış Fransız yönetmen Emmanuel Daumas ile bugün Kadir Has Üniversitesi’nin “SAHNE”sinde izleyici ile buluşuyor. Biz de bunu fırsat bilip Emmanuel Daumas ile buluştuk. Peki, kimdir Daumas?

Marsilya Konservatuarı’ndaki eğitiminin ardından Lyon'daki ENSATT tiyatro okulunun oyunculuk bölümünü bitiren Daumas, uzun zamandır yönetmenlik ve oyunculuk yapıyor. Paul Claudel, Jean Genet, Copi, Moliere, Marivaux, Kroetz gibi yazarların oyunlarının yanı sıra Virginia Woolf (Dalgalar) uyarlamasını da sahneye taşıyan yönetmen; yönetmenliğin yanı sıra yürüttüğü oyunculuk kariyerinde Laurent Pelly, Dominique Valadié, Claudia Stavisky gibi yönetmenlerle çalışmış, farklı şehirlerde önemli tiyatro sahnelerinde de oyunculuk kariyerini sürdürüyor. Özellikle de 2010'da Paris’teki ünlü Rond-Point Tiyatrosu'nda sahneye koyduğu “Michel Fau” oyunu ile adından söz ettiren Daumas, 2011’de Comédie-Française'in daveti üzerine sahneye uyarladığı Marguerite Duras’ın “Yaz Yağmuru” ile yönetmenlik kariyerinde yeni bir döneme girdi. Bu, yönetmenin Türkiye’ye ilk gelişi. Ne beklediğini tam bilmese de umduğundan fazlasını bulmuş. Özellikle atölye çalışmaları için seçilen “felaket” konusunun algılanış şekli onu çok etkilemiş. Anlatıyor: “Felaket büyük harflerle savaşlar, katliamlar, doğanın acımasızlığı gibi imgeler uyandırıyor ilk anda ama buradaki algı felaketi tamamen kişisel yoksunluklar ve eksiklikler üzerinden kurmuştu. Yani ‘bizi korkutan her şey aslında felaketimizdir’ diyoruz. Felaket üzerine düşünmek önemli; mesela cinsellik de ironik olarak ölümü öteliyor, yalnızca aşkı yaşamaya devam etmek için yeterli bir neden de değil. Hepimizin felaketlerimizle flörtleşen bir tarafı var. Bu yüzden kişisel hikâyeler bütünün çözümlemesini de yapıyor.”

Korku her şeydir

Daumas kişiselin genele hükmettiğinin farkında. Zaten hayatta kalma korkusunun ortak felaketimiz olduğunu düşünüyor. Macbeht'ten örnekliyor Shakespeare’in dizeleriyle; “korku her şeydir, aşk hiçbir şey!” Gençlerin tiyatro ile kurduğu dilin günümüz iletişim araçlarının üstünde olduğunu anlatıyor. Bu dilin yaygınlaşmaması sorunun tiyatronun hayatın içindeki eksikliğinden geldiğini söylüyor: “Tiyatro yapısı gereği anarşist, metinleri birer manifesto. Hayat ve varoluş düşünülmeye başladığından beri kendini koruyor, ona ilgi her dönem aynı. Ne az ne de çok... Belli ki böyle koruyor dengesini. Aristokrasi var tuhaf bir şekilde tiyatroda, direniş ve muhalefet de var ama bunlar geleneğine bağlı. Zamanın sanatıdır tiyatro öte yandan. Sözün tarihini anlatır, hatta düşüncenin, rüyanın... Ticaretin ya da kapitalizmin tarihini değil.”

Akla gelmiyor da değil, o halde “sanat sonuca odaklı mı günümüzde?” Daumas böyle düşünmüyor: “Öyle olsa burada olmazdık, televizyona sarardık. Hem direniş oyunların konusunda olmak zorunda değil, oynamak zaten direniştir.” Daumas hem yönetiyor hem oynuyor ama yönettiğinde oynamıyor. Oyuncu olduğu zaman da kendini oyuna ve senaryoya bırakmayı seviyor. Yönetmenken tek bir kuralı var: “Yönetmenler bir tablo çizerler, eksikleri ise oyuncunun nefes alacağı boşlukları bırakmamaktır. Ben düş alanı bırakıyorum oyuncuya, tek derdim bu.”

“Tiyatro direniş” diyor her şekilde Daumas, yeni nesil medya, yeni dünya düzeni burada nerede duruyor? Açıklıyor: “Tiyatro zamanına tanıklık ediyorsa tam da bu, körleşmenin tanığı aslında. Paradoks gibi görünse de cevap sorunun içinde. Tiyatronun zamanla kurduğu ilişki, tinsel. Tiyatronun devamını, neslini sürdürebilmekle ilgili sorunları elbette olacaktır. Sonuçları bekleyip göreceğiz.”

Daumas, İstanbul’da olduğu sürece bir merakını daha giderecek. Ne mi o? Masumiyet Müzesi’nin açılışı. “Masumiyet Müzesi bir hayal olarak dünyama girdi ve onu görmek istiyordum. Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da”sı da beni buraya çekmişti. İnanılmaz bir ilgi başlattı içimde ve işimde. Kuzey Kore’ye gitmek istiyordum, çünkü oradaki politik dönüşümü izlemek heyecanım vardı. Tam o sırada bu iki eser benim pusulamı şaşırttı. Tanımlanamayan, anlaşılamayan, tekinsiz bir hava var İstanbul’da. Genelde kitaplarda anlatılamayan şehirlerin bir ruhu vardır fakat çok iyi anlatılmış Masumiyet Müzesi’nde. Sanırım pek de fena bir yazar değil Orhan Pamuk.”

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale