6 Kasım 2011 Pazar

Alışmadık Alışmayacağız: Besi Hayvanları Hakları Nerede?

Alışmadık Alışmayacağız: Besi Hayvanları Hakları Nerede?: Hayvan dediğin nedir ki! Bugün bayram, yine ülkenin her yanından kanlı görüntüler düşecek ekranlara; canlı hayvan ithalatıyla övünülecek...

Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar-- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Aşk Nasıl Doğar - Aşkın Doğuşu...

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Aşk Nasıl Doğar - Aşkın Doğuşu...: Aşkın Doğuşu... Çoğumuz, aşk hissinin, yaş ile olgunlaştığını, sadece etkenlere bağlı olarak dönüştüğünü düşünürüz. Ancak; aşk da, yaşa ...

Kadın Dünyası * Erkek Dünyası * İletişim * motivasyon * Evlilik -- erkekçe, kadınca

3 Kasım 2011 Perşembe

Korkusuz olsaydık biz, ne olurduk?

Yaşamlanmızda korku tarafından yönlendiriliriz, çünkü içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirmek ve önceden kestirmek ve bu bilgiye dayanarak sağ kalmak gereksinimi tarafından yönlendiriliriz. Biyolojimiz, kendi yaşamını sürdürme planını, en temel işlevlerinden biri olarak kabul eder ve olası tehlikelere karşı bizi sürekli uyarır. Bu değerlendirme için en uygun olan aracı, beynimizi kullanırız.

Sağanak Bir Masaldır Aşk


Devrik bir düşünüşün yenilenmiş mevsimleri çaldı kapımı, aylardan baharSilik dünler döşedim yürek raylarıma, döküldü aşkın dallarından yapraklarBir ömrün saklanma odalarındayım, üşümüşlüğümü göstermiyor ki aynalarKurtarma bedenimi aşkın yangınlarından, söndürmez özlemli ruhumu sular
Çivit mavisi bir mutluluğun boyaları dökülmüş sandallarıyla açılıp sonsuzluğa, kürek çekmek istiyorum belki de hiç bilinmeyen renklere. Hep o ömür kozasının kırık ışıklarına sokulur gece ve hep o düşsel anların zülüflerini tarar aşk sırları çizilmiş aynalarda. Çoğul bir yangın alanında gövdemizin sızılı karanlıklarına döneriz sonra, yol yorgunu bir ömrün ücra dallarından yaşamı toplarız, ruhumuzun saklanma odalarına dalarak yüreğimizin yankılı zindanlarında çığlık besleriz.

Ölüm anındaki ışığın sırrı ne?

 Bilimsel deneyimler, ölümün eşiğinden dönüşün tüm boyutlarının nöro-psikolojik ya da psikolojik temellerini ortaya koyuyor. Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin 'cilvesi' olduğunu söylüyor.

Bir grup bilimadamı ölümün eşiğinden dönüldüğü anlarda yaşanan deneyimlerin beyin işlevlerinin yoğunlaşmasından kaynaklandığını savundu. Edinburg Üniversitesi ve Cambridge Tıbbi Araştırmalar Konseyi uzmanları, bu konuda şimdiye dek yapılan araştırmaları gözden geçirdi.

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede ?: Sigara İçmek, Sigara Neden İçilir, Sigara Nikotin

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede ?: Sigara İçmek, Sigara Neden İçilir, Sigara Nikotin: Sigara İçmek, Sigara Neden İçilir, Sigara Nikotin Sigaraya Başlama Nedenleri, Sigara İçme Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı sigara i...

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede, Ne zaman, Hangi

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede ?: bellek-hatırlama-unutma-neden unuturuz ve nasıl ha...

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede ?: bellek-hatırlama-unutma-neden unuturuz ve nasıl ha...: bellek beynimizdeki geçmiş bir olayı hatırlama ve zihinde tutma yeteneğimizi sağlayan kısımdır beyinde bellek merkezi yoktur anıların s...

Nedir, Neden, Nasıl, Nerede, Ne zaman, Hangi

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Sevgililer günü için 40 romantik öneri

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Sevgililer günü için 40 romantik öneri: 14 Şubat’ta sevdiğinizi sürprizlerle şımartın 1 Romantik mum yolu Mumların romantik gücü tartışılmaz! Evinizin giriş kapısından başl...

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Kadınların hoşlanma belirtileri

Kadın ve Erkek Yaşamı - Yaşam Oyunları: Kadınların hoşlanma belirtileri: Acaba ondan gerçekten hoşlanıyor musunuz? Kadınlar birinden hoşlandıklarında ne yapar, nasıl sinyal verirler? İşte cevabı...

Kadın Dünyası * Erkek Dünyası * İletişim * motivasyon * Evlilik -- erkekçe, kadınca

Çocuklar eskisi gibi bayram sevinci yaşamıyor

Günümüz çocukları neden bayramda mutlu olmuyor?

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Kırpınar, çocukların eskisi gibi bayram sevinci yaşamadığını, dün bir sürü şeye yeten harçlıkların, bugünkü çocuklar için bir şey ifade etmediğini belirterek, ''Belki her bayram yeni bir bilgisayar, cep telefonu veya Ipad alabilsek, kim bilir şimdiki çocuklar da sevinebilir'' dedi.
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Kırpınar, ''Günümüz çocuklarının, bayramları eskisi gibi yaşamadıklarının'', erişkinler tarafından sıkça dile

2 Kasım 2011 Çarşamba

Tao Der ki, ''Sevişin Ama...!''

TAO DER Kİ: SEVİŞİN AMA... (I)




This image has been resized.Click to view original image
"Erkek Yang'dır, Yang'ın özelliği çabucak isteğinin kabarmasıdır. Ama gene çabucak da doyuma ulaşır. Kadın Yin'dir, Yin'in özelliği öyle çabuk isteklendirilememesidir. Ama bir kez isteklendi mi kolay kolay doyurulamaz"
(Wu Hsien- Taocu Sevişme ustası.)

Cinsellik çocuk oyuncağı değildir. İnsan doğuştan iyi bir aşık olarak doğmaz. Erken boşalma ve orgazm olamama da kader değildir. Cinsel başarı öğrenilebilir bir şeydir. Biraz teknik bilmenin kimseye zararı olmaz. Hatta kimi durumlarda olmazsa olmaz.

Bu kadar ahkam kesmeye alışık değilim ama defa bahsedeceğim konu ortaya kesin yargılar koymayı gerektiriyor. Ciddi bir konudan, cinsellikten ve onun tekniğinden bahsedeceğim. Bu tür kesin ifadelerle üslubumdaki "konunun uzmanı" etkisini arttırdığımı düşünüyorum. Derdim o...

Rehberimiz Tao, konumuz sevişme sanatı... Bu eski Çinliler, seks bilimi konusunda çok iddialılar. Uzun yaşama saplantılarını bile cinsellikle bağdaştırıyorlar. Meseleye onların baktığı taraftan baktığınızda cinselliğin "kutsal kitabının" eski Çin'de yazıldığını fark ediyorsunuz.

Uzak Doğu'lu ustalarımız, Taocu sevişmeyi bilmeyen birinin durumunu bir yemeği doya doya yemek isteyen ama midesinde yer kalmadığı için arzuladığı gibi yiyemeyen boğazına düşkün bir kişinin durumuna benzetiyorlar. "Ama" diyorlar, "Taocu sevişmeyi uygulayan bir çift söz konusu olunca onların en sevdikleri yemek her zaman önlerindedir, her zaman da midelerinde o yemeği yiyecek yer vardır"

Taocu seks anlayışında erkeğe kadından çok iş düştüğünden aslında doğru olan bu konunun detaylarının bir erkek tarafından anlatılması. Kaç aydır bu konuda yazacak bir beyefendi nasılsa çıkar diye bekliyorum ama nafile...Serdar Turgut bu aralar daha çok ekonomi yazıyor. Ondan ümit yok. Ya "seksoloji" ile daha çok kadınlar ilgileniyorlar ya da erkekler işin teorisini pek önemsemiyorlar. Üstelik aylardır gözüm Agora'nın müdavimi Yaşar Aksa'nın yazılarında, bu konuyu yazsa yazsa bu adam yazar diye bekledim bunca zaman ama nerede? Erkeklere fazla yüklenmemek gerekiyor aslında cinselliğin bir bilim olduğunun pek azı farkında. Belki Yaşar Bey de "Tao"nun yalnızca bir Çinli düşünür olduğunu zannediyordur.

Neyse iş başa düştü...

Tao der ki, erkeğin ersuyu yaşamsal bir özdür ve öyle denetimsiz savurganca harcanmamalıdır. T'ang döneminin (618-916) en önde gelen hekimi Sun S'sû-Mo da aynı konuda "Eşsiz Öğüt" isimli kitabında, "Savurganca ersuyunu harcayan kimse hasta olur ve bu savurganlığı sonucunda ersuyunu tüketirse ölür. Erkekler bunun böyle olduğunu hiçbir zaman akıldan uzak tutmamalıdırlar."

Taocu sevişmeyi öğrenmiş bir çiftin, birbirlerini doya doya seyretmek, bol bol okşamak, cinsel iştahlarınını artırıcı kokularının ve benzer bir çok ayrıntının keyfine varmak için istedikleri kadar zamanları vardır. Canları ne zaman isterse, her vakit bulduklarında sevişebilirler. Dolayısıyla, erken boşalma ya da orgazm olamama gibi bir sorunla karşılaşmazlar.

Bu işin iki taraf için faydaları saymakla bitmez. Kendine güveni artan erkek yatak arkadaşının istediği kadar uzun ve sık sevişebilir. Bu yüzden erkek kadının Yin özünden, kadın erkeğin Yang özünden tam anlamıyla yararlanabilirler. Sonucunda her ikisi de eşsiz bir dinginlik, zihinde bir durulma, rahatlama yaşarlar ki buna "Yin/Yang uyumu" ya da "Uyumun Taosu" denir.

Eski metinlerde kadın ve erkeğin güçlerini karşalaştırmak için kullanılan ateş ve su benzetmesi nedensiz değildir. Ateş, Yang'dır, çabucak sıçrayıp, tutuşabilir. Ama Yin gücüne sahip su onu söndürebilir. Güçlerin ancak karşıtı olan güçlerle eşlenip bütünleşeceğini inanan Taocu düşünceye göre, ateş ve su, yer ve gök, nefes almak ve nefes vermek gibi pek çok karşıt güç bir cinsel güçle özdeşleşebilir.

Taocu sevişmenin en önemli bölümü boşalmanın denetimidir. Dilerseniz burada, "Taocu Sevişme ve Seks"kitabının yazarı Jolan Chang'e de kulak verelim;

"Kendini nasıl gevşeteceğini, gerginliklerini nasıl gidereceğini öğrenen çevresiyle uyum sağlayan Taocu genellikle yaşamın tam anlamıyla keyfini çıkarmaya başlar. O zaman da uzun ve sağlıklı bir yaşam arayışına daha da büyük ilgiyle yönelirler. Hemen bütün eski hekimlerin Taocu olmasına şaşmamak gerek..."

Chang, Taocu sevişme konusunda üç temel kavrama dikkat çeker:

Birinci kavram, bir kimsenin yaşına ve sağlık durumuna göre ayarlayacağı iki boşalma arasındaki en uygun aralığı bulmayı öğrenmesidir. İkinci kavram, eski Çinlilere göre boşalma zevk esrikliğinin en son noktası değildir. Bir kimse bunu öğrenince sekste boşalma dışında çok daha üstün, çok daha güçlü yeni zevkler keşfedecektir. Üçüncü kavram, kadının doyuma ulaştırılmasının gerekliğidir.

Bu anlayış erkekle kadına istedikleri kadar çok ve istedikleri kadar uzun sevişme imkanı vermesinin yanında Çinde Taoculuğun başlıca etkin felsefe olduğu sürece özgür ve sağlıklı cinsel yaşamın gelişip oluşmasına da imkan sağlamış.

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Nil Gün'ün Çekim Yasası'ndan

Nil Gün'ün Çekim Yasası'ndan

- Evren her şeye “evet” der. Ben başarabilirim, dersen başarırsın.

- Söz, düşünce, duygu ve davranışlar bizi etkiliyor.

- Sadece niyet yeterli olmaz. Davranışların ile niyetini göster. Çünkü başkaları bizi davranışlarımıza değerlendiriyor.

- Evren “evet” der. Gelecek zaman kullanma ifadelerinde. “İstiyorum” dersen sadece, isteme aşamasında kalabilirsin. Sözün büyüsü var. Yapıyorum, de. Oluyor, de.

- Olumsuz şeyleri duygusal yatırım yapmadan dile getirebilirsin. Aksi takdirde uzak dur.

- Değerlendir ama yargılama. Yargıladığımızda, yargıladığımız özelliği kendimize çekiyoruz.

- Kıskançlık ile Evren’e “o bende yok” mesajını veriyoruz. Evren bunu onaylıyor.

- Ne yaparsak kendimize yapıyoruz.

- Bizler özde biriz. Aynı okyanustan gelen ama farklı şekilli kaplarda dondurulmuş buzlar gibiyiz.

- Hayatınıza gelen olaylara dikkat edin. Mesajı aldığınızda tekrar eden olaylar biterler.

- Ağrılar sinyaldir.

Gizli Bahçemiz / 9 Kutsal Bahçe

" Gün Ağarmış fahişeler hala sokaklarda
Keşler kıyı bucak yabani gözlerle ışığı arıyor
Şişko bir kadının basamak çıkmaktan soluğu kesilmiş
Geçip gidiyor çöp karıştıran kaygılı bir adam
Soytarılar, herkes güvercinlerin krallığında
Yaz göğü kurşuni bulutlarla kaplamış.


Tao her yerde, ama bazen vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız, içinde yaşadığımız kötü çevre ve koşullar ona baskın çıkıyor. Her birimiz insan olarak eşit değerdeyiz, ama duyarlılıklarımız farklı. " diyor ve devam ediyor Deng Ming-Dao yazısına.

Üzerinizdeki Yükü Atmanın Yolları

Stresten uzak bir hayat sürmek pek mümkün değil ama stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmek size yarar sağlayabilir. Stresle başa çıkmak deyince bunun çeşitli yolları var, bunlardan biri de gevşeme teknikleri.
Uzmanından öğrendikten sonra kendi başınıza rahatça uygulayabileceğiniz temel gevşeme tekniklerini kullanmak hiç de zor değil. Gevşeme teknikleri strese verdiğimiz negatif yanıtları azaltarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmamıza yardımcı olur. Zira bu teknikler stres yönetiminin temeli sayılabilir. Şunu hemen belirtelim ki gevşeme yani relaksasyon dediğimiz şey, sadece zihinsel huzura kavuşmak veya bir hobi ile uğraşarak zihnimizi dinlendirmekle ilgili değildir. Gevşeme, hayatın güçlüklerinin zihnimizdeki ve vücudumuz üzerindeki yüklerini azaltan bir süreçtir. Bu bağlamda gergin hayatımızı gevşetmenin, sağlığımız üzerinde olumlu etkileri olacağını söyleyelim ve birkaç basit gevşeme tekniğini birlikte inceleyelim.

Zorla Gülmek Zararlı

Zorla Gülmek Zararlı

Gülmek ömre ömür katıyor. Ama nezaketen gülümsemek ömrü kısaltıyor. İşi gereği sinirli müşterilerin ya da üstlerin kabalıkları karşısında nezaketini korumak zorunda olanlar tehlikede.

İnsan Özgürlüktür - Osho

insan Özgürlüktür - Osho

Gerçek insanları sevmek zordur çünkü gerçek bir insan, senin beklentilerini gerçekleştirmeyecektir.

Böyle bir amacı yok. O, bir başkasının beklentilerini gerçekleştirmek için yaşamıyor, kendi hayatını yaşamak zorunda. Ve ne zaman sana karşı olan yada senin duygu, düşünce ve varlığınla uyum içinde olmayan bir alana kayarsa, bu sevgi zorlanıyor.

Sen Kimsin ? - Osho Yazıları

Sen Kimsin ? - Osho Yazıları

Kim olduğunu bildiğini sanıyorsun...

Ben sana, “Sen kimsin?” diye sorduğumda, eğer gerçekten içine bakarsan yanıtın “Bilmiyorum” olabilir. Söyleyebileceğin her şey hafıza olacaktır sen değil. Tek gerçek, hakiki yanıt “Bilmiyorum” olabilir çünkü kişinin kendini bilmesi en son şeydir. Ben kim olduğumu yanıtlayabilirim ama yanıtlamayacağım. Sen kim olduğunu yanıtlayamazsın ama cevaplarınla hazırsın. Bilgeler bu konuda sessiz kalıyorlar. Tüm hafıza atıldığında, tüm lisan atıldığında kim olduğum söylenemez. Senin içine bakabilirim, sana bir jest yapabilirim; tüm varlığımla seninle birlikte olurum: Budur benim cevabım. Ama yanıt sözcüklerle verilemez çünkü sözlerle ne verilirse verilsin hafızanın, zihnin bir parçası olur, bilincin değil.


Osho
Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Neşeli Olmak - Osho Yazıları

Neşeli Olmak - Osho Yazıları

Kimse çocuklarının dans etmesine, şarkı söylemesine, bağırmasına ve zıplamasına izin vermez.

Önemsiz nedenler yüzünden — belki bir şey kırılabilir, eğer yağmurda dışarı fırlarlarsa elbiseleri ıslanabilir — bu küçük şeyler için muhteşem bir manevi nitelik, neşe tamamıyla yok edilir.

Özgürlüğün Psikolojisi - Osho

Özgürlüğün Psikolojisi - Osho

Özgürlüğün iki yüzü vardır ve eğer sen sadece bir tarafını, tek bir yüzünü dene- yimliyorsan, özgürlüğün üzüntüyle karıştığını hissedeceksin. Özgürlüğün bütün psi- kolojisini anlamak zorundasın.

İlk tarafı, bir şeyden özgürleşmektir: milliyetten, belli bir kiliseden, bir ırktan, belirli bir politik ideolojiden. Bu özgürlüğün ilk kısmıdır, özgürlüğün temelidir. O her zaman bir şeydendir. Bir kez bu özgürlüğe sahip oldun mu çok hafif ve iyi ve mutlu hissedersin. Ve ilk defa kendi bireyselliğinden keyif almaya başlarsın çünkü bireyselliğin, özgürleştiğin tüm bu şeylerle kaplanmış haldeydi.

Ruhun Sevmesi

Ruhun ne sevilmeye ne de sevmeye ihtiyacı vardır. O sadece sever ve sevgisini sunmak ister...





İnsanın en derin ve en gerçek özlemi sevgi arayışıdır, derler.
Doğrudur... Ama dikkatli olmak lazım. Çünkü insanların çoğu ne yazık ki sevgi arayışı sandıkları şeyin tek boyutlu olduğunu ve asıl derdinin sevilmek olduğunun farkında bile değiller.
Ego sevilmek, çok ve hep sevilmek ister. Koşulsuz sevgiyi de sadece kendisi için ister.
Egonun ihtiyacı sevilmek, ruhun ihtiyacı ise sevgiyi ifade etmektir.
Ruhun ne sevilmeye ne de sevmeye ihtiyacı vardır. O sadece sever ve sevgisini sunmak ister.
Sevilmenin peşinde olan egodur sadece.
Ego, her ne kadar dilinden sevgiyi eksik etmese de çok sever görünse de hiç bilmez sevgiyi… Onun sevgiyi bilmesi için kendisini yok etmesi gerekir. Bunun içindir ki her şeyi kuşatan saf sevginin yerine, sevmek ve sevilmek diye aslında olmayan bir ikilik yaratır ve bu ikiliden sadece sevilmenin peşine düşer.

Tanılarından Özgürleşmelisin!

 Ancak; düşünce, duygu ve davranış içerikli bir tanımlama yaparsan ne demek istediğini anlayabilirim. Ancak o zaman Seni tam olarak anlayabilirim.




---------------


Obsesif-kompulsif bozukluk
Depresyon
Şizofreni
Sınır kişilik bozukluğu
Anksiyete bozukluğu
vs.

Değişkendir onlar, İklimler gibi, doğa gibi...

Değişkendir onlar. İklimler gibi, doğa gibi... İnsanlar ancak varsayımlarda bulunabilir onların atacakları adımlar için.

Bazıları hayatı mutlak pasif bir ruh haliyle yaşarlar. Mutlak pasif ruh hâli: hayatı an be an, sadece şimdiye odaklanarak ve kendini akışa bırakarak yaşamaktır. Böyle yaşayan insanların geçmişlerine baktığınızda yoğun mücadeleler ve acılar bulursunuz mutlaka.
O noktaya dikensiz gül bahçelerinde soluklanarak gelinmez zira. Geçtikleri yol, hiç de düz ve kolay değildir. Engebelidir. Hiç umulmadık anlarda aşılmaz dağlar, köprüsüz ve dipsiz uçurumlar çıkar karşılarına. Bazen ayakları takılır düşerler ama mutlaka silkinip kalkarlar ve yollarına devam ederler.
Hatasız kullardan değildirler. Çoğumuzun düşünmeye bile cesaret edemediği hatalar düşmüştür kısmetlerine ve bu hatalarının bedelini mutlaka ödeyeceklerini hep bilmişlerdir. Öderler de...
Ama onlar hatalarından ötürü pes etmeyenlerdendirler. Her türlü hatadan ders almayı bilirler. Dahası, eğer derslerini almamışlarsa aynı hatayı yine yapacaklarını ve bu sefer daha da büyük bir bedel ödeyeceklerini de bilirler.
Hatalarının onlara kazandırdığı en büyük deneyim ise insanın her türlü hâli olduğudur. Dolayısıyla onlar, diğer insan kardeşlerine karşı içsel bir anlayış ve hoşgörü geliştirmişlerdir. (Bu, hiç öfkelenmedikleri,

Bedenimiz Bizimle Sürekli Konuşuyor / Beden Bilgeliği

Bedenimiz bizimle sürekli konuşuyor. Onu dinlemeyi öğrenirsek kendimize çok büyük iyilik yapmış oluruz.









Bedeninizi dinlemek için ona zaman ayırın. O da bizim her düşüncemizi dinliyor, her duygumuzu hissediyor. Bizim düşüncelerimize, söylediklerimize ve duygularımıza uygun tepkiler veriyor. Beden duruşumuzu, omurgamızı, yüz kırışıklıklarımızı, hormonlarımızı bile düşünce ve duygularımıza uygun şekilde ayarlıyor.

Kurban olmak ya da seçim yapmak

Kurban olmak ya da seçim yapmak

Zihnimde yalnızca sınırlı, mahdut miktarda bir alan var. Bununla ne yapacağımı seçebilirim. Her nasılsa güzel anıların yok olduğu ve yalnızca acı dolu anıların kaldığı görülür. Bu gariptir, çünkü acı deneyimlemek istemem, ama gene de acı dolu anılara bağlı kalırım. Bu anılar hakkında tekrar tekrar düşünerek tekrarlanan bir acı yaratır ve kendime eziyet ederim. Zulmeden başka bir kimse değildir. Kendime zulmederek ve bu belirli durumun gitmesine izin vermeyerek kendimin kurbanı haline gelirim.

Olası Bir Öykü ( insanın kozmik bağlantıları )

Hava Soğuktu… Adam, Avladığı hayvanlardan edindiği postlara bürünmüş, mağarasının karanlığında bir köşeye
Büzülmüştü… Dişisi de hemen onun karşısındaydı. Soğuk havaya aldırmadan garip seslerle onu aşka davet ediyordu…
Birkaç dakika sonra ise aynı postun içindeydiler… Onlar, içgüdüleri sayesinde tanıştıkları bu zevki yaşarken, dışarıdan gelen ve de hiç alışık olmadıkları bir gürültü ile irkildiler, korktular da…

Ruhumuzu Yaşlandıran Düşüncelerimiz

 Ruhumuzu Yaşlandıran Düşüncelerimiz

*İşim başımdan aşkın. Bu iş bana zor geliyor.

*İşimi ve çalışmayı sevmiyorum.

*Kendime bakmama gerek yok.

*Bunu başarmam mümkün değil.

*Çirkinim. l Tipimle ilgilenen yok.

Bizi Genç Tutan Düşünceler

 Bizi Genç Tutan Düşünceler

*İşlerim düzeliyor ve iyiye gidiyor.

*İşimi ve çalışma ortamımı seviyorum.

*Kendime iyi bakmalıyım.

*Bunu da aşacağım. Bunu başaracağım.

Gökkuşağının Renkleri

Dünyanın Bütün Renkleri Bir Araya Toplanmışlar ve Hangi Rengin En Önemli En Özel Olduğunu Tartışmaya Başlamışlar:






Yeşil söze başlamış: Elbette ben en önemli rengim. Ben yaşamın ve umudun rengiyim! Çimenler, yapraklar, ağaçlar için seçilmişim. Yeryüzüne şöyle bir bakın, her taraf benim rengimle kaplı...

Ne iyilik ne kötülük sizi etkilemesin- - Neither good nor evil affect you

Ne iyilik ne kötülük sizi etkilemesin- Neither good nor evil affect you




yaù sarvatränabhisnehas
tat tat präpya çubhäçubham
näbhinandati na dveñöi
tasya prajïä pratiñöhitä
A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada Tarafından Çeviri
Maddi dünyada kazanacağı her türlü iyilikten ya da her türlü kötülükten etkilenmeyen,buna ne şükreden ya da bunu hakir gören kişi sıkı bir şekilde mükemmel bilgide sabitleşmiştir.
A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada’nın Açıklaması
Maddi dünyada daima iyi ya da kötü olabilecek bir karışıklık vardır. Bunun gibi maddi karışıklıklarla altüst olmayan, iyilik ya da kötülükten etkilenmeyen kişinin Krişna bilincinde sabitleştiği anlaşılır. Kişi maddi dünyada olduğu sürece daima iyilik ya da kötülük olasılığı vardır çümkü bu dünya ikilik doludur. Lakin Krişna bilincinde sağlamlaşan kişi iyilik ya da kötülükten etkilenmez çünkü o sadece tümüyle- mutlak iyilik olan Krişna ile ilgilenir. Krişna’ya olan böyle bir bilinç kişiyi teknik olarak samadhi denilen mükemmel bir aşkın konuma yerleştirir.




yaù sarvatränabhisnehas
tat tat präpya çubhäçubham
näbhinandati na dveñöi
tasya prajïä pratiñöhitä
Translation by A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada
In the material world, one who is unaffected by whatever good or evil he may obtain, neither praising it nor despising it, is firmly fixed in perfect knowledge.
Purport by A.C Bhaktivedanta Swami Prabhupada
There is always some upheaval in the material world which may be good or evil. One who is not agitated by such material upheavals, who is unaffected by good and evil, is to be understood to be fixed in Krsna consciousness. As long as one is in the material world there is always the possibility of good and evil because this world is full of duality. But one who is fixed in Krsna consciousness is not affected by good and evil, because he is simply concerned with Krsna, who is all-good absolute. Such consciousness in Krishna situates one in a perfect transcendental position called, technically, samadhi.

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Geçmişi Geride Bırakmak, Geleceği Güçlendirir

İleriye doğru ilerlemek ve insan varlıklar olarak tekamül etmek için korkularımızı çağırmalı, onların sırrını çözmeli ve salıvermeliyiz. Bu, yükseliş sürecinin büyük bir parçasıdır. Bu çok büyük dönüşüm günlerinde çok hızlandık, deneyimin insan spektrumundaki her korku, yüzleşmemiz için içimizin derinliklerinden ortaya çıkıyor.

Alışkanlıklarınız Vazgeçemediğiniz Sevgileriniz Gibidir

Yalnızlıklara ilaç olsun diye güzel mekanlar yaratırız. Bir mum ışığı , güzel bir müzik. Belki yalnızca bir güzel çiçek. Yalnızlık bastırmadan edinilmiş pek çok eşyamız. Nasıl olsa varlar diye mutlu olunan hatıraların parçaları. Onlar ile zaman zaman konuşulur. Bir baba, bir anne , bir sevgili hatırlanır bir biblo da. Yaşamımızın en kıymetli köşesinde ışıldar biz ondan vazgeçene kadar. Bu yüzden hiç taşınılmayan, hiç terk edilmeyen odalar vardır. Kokusu çıkmasın diye sevdiğinin, hiç yıkanmamış battaniyeler vardır. Sonra ipin ucu kaçıverir. Hayatın zorlu yarışına kolay katlanabilmek için saklamaya başlarız her şeyi.

Korkular büyüdükçe daha çok şey satın alırız. Daha çok şeyin sahibi olarak hatıralara gömülürüz. En kalın yorganlar en soğuk günler için, en yumuşak yataklar, en yorucu günler için alınır. Sıcak günler için en iyi soğutan buzdolapları, sağlık için alınmış taze sebzeleri saklayan en iyi kaplar, gözlerin geç bozulması için özenle alınmış aydınlatma elemanları, en kalın çoraplar , telaşlarımız için en güzel kokmak için harika kokular…..

Yarın mutlaka gelecek diye sürekli aldıklarımız, biriktirdiklerimiz, hiç kullanmasak da sakladıklarımız. Bomboş bir odada başlayan serüveniniz yıllar içinde birikmiş eşyalar ile yaşamaya döner. Eller pencerelere uzanır. Sıkıntılar dağılsın, temiz hava alınsın diye , rüzgar içeri çağrılır. Bir soğuk hava dolaşır odada. Kış günü serinleyen eşyalar pencereler yeniden kapandığında daha bir yakın ve daha bir sizin görünür. Evinizdesiniz ve sizin olanlarlasınızdır. Geçen gün bir arkadaşım, ‘Feng Shui için temizlik yapmak gerekli demiştin, hatıraları olan bunca eşyayı nasıl terk edeceğim ?‘ dedi.

Anıların eskittiği , sizin ile gönül bağı olan eşyalarınızı öylece çöpe atmak zorunda değilsiniz. Atılması gerekenler, geleceğinizi şekillendirirken önünüze çıkacak olanlardır. Hatıralarınız ile yaşarken , ruhunuz daha özgür ise, tutun onları. Hayat kaynağınız, bağlarınız onlardan geçiyorsa bırakmayın. Ama onlara hak ettikleri yerleri de vermelisiniz. Onlara bir hatıralar köşesi hazırlamalısınız. Pek çok eskinin içinde, öylece uzun zamandır duruyorlarsa, geleceğinizi engelleyen geçmişiniz ile yüzleşmelisiniz artık. Onları yeteri kadar hatırlanacak köşelerine yerleştirmelisiniz.

Eşyalar ile olan ilişkimiz her zaman , endişelerimiz ile umutlarımızın karışımı bir zamanda şekillenmeye başlar. Hayatımızın genç yaşlarında edindiğimiz eşyalar, orta yaştakileri bir türlü anlamaz. Yaşlılığımızda ısrarla atılmayan bir bardak, torunun dağınık odasını bir türlü anlamayacaktır. Haklıdır da. Koca bir ömür kolayca geçmiştir. Ve hiç bitmeyecek gibi yaşayana yabancı kalmıştır. Geçmişiniz ile şimdinin ve geleceğin her birini yaşanmaya değer gösteren bir yaşam planı yapmalısınız. Ne onlarca sayıda birikmiş eşya, bir koca gün yada haftayı temizliklerine ayıracak kadar saklanmalı, ne de hayat nasıl olsa geçip gidecek diye hiç beklemeden çöpe atılmalı.! Her ikisi de şimdinin güzelliğini karalar. Her şeyi yeteri kadar bekletmeli, yeteri kadar saklamalısınız.

Unutmayınız,