Soru Cevap

5 Ocak 2026 Pazartesi

Kibir, aslında bir tür iç çaresizliğin dışa vurumu

Benliğine söz geçiremeyen, içindeki fırtınaları dizginleyemeyen insan, en çok kibirle kamufle eder o acziyetini. Çünkü kendi iradesi zayıfsa, kontrolü dışarıda arar: Başkalarını manipüle etmek, yönlendirmek, küçümsemek, suçlamak… En kolay yol budur.


Kendi dürtülerine, öfkesine, korkusuna, arzusuna "dur" diyemeyen biri, başkalarına "sen şöylesin, böylesin" diye hüküm giydirerek kendini yüceltir. Güçsüzlüğünü itiraf etmek yerine, başkalarının iradesini esir almaya çalışır.Kibir, aslında bir tür iç çaresizliğin dışa vurumu:
  • "Ben kendime hâkim olamıyorum, o yüzden senin hayatını da ben belirleyeyim."
  • "Kendi hatalarımı göremiyorum, o yüzden seninkini büyüteyim."
Gerçek irade sahibi insan mütevazı olur. Çünkü bilir ki en zor savaş, insanın kendiyle olanıdır. Zaferi kazanan, başkalarına değil kendine hükmeder.Kibirli olan ise, tam tersine, kendi benliğinin kölesidir… Ama bunu asla kabul etmez.
**
Kendine bakamayan, kendi iç dünyasına cesaretle dalamayan insan, gözünü hep başkalarına diker.Kendinde göremediği, kabul edemediği, düzeltemediği her şeyi başkalarında arar, bulur, yargılar.
  • Kendi iradesizliğini başkalarının "zayıflığı"nda görür.
  • Kendi öfkesini başkalarının "agresifliği"nde teşhis eder.
  • Kendi boşluğunu başkalarının "yüzeyselliği"nde eleştirir.
Aslında ayna tutmak isteriz sanırız ama tutulan ayna hep kendimizedir; onlar sadece yansımayı başkasına mal eder.En trajik kısmı: Bu insanlar kendilerini hiç izlemedikleri için, hayatları boyunca aynı döngüde kalır. Başkalarını "düzeltmeye" çalışarak kendi yaralarını kanatır durur.Oysa gerçek özgürlük, gözünü dışarıdan içeri çevirmekte: "Ben neyi kontrol edemiyorum? Nerede zayıfım? Neyi değiştirebilirim?"Kendini izleyebilen insan, başkalarını özgür bırakır. Çünkü artık onlara ihtiyacı kalmaz kendi eksikliğini örtmek için.
Bu döngüden çıkmak için ilk adım ne olmalı? Kendi aynasına cesaretle bakmak mı? 🪞


Kendinin farkına varmak.En zor, en acı verici, ama en özgürleştirici adım.Çünkü o ana kadar insan, kendi gölgesini başkalarının üstüne yansıtıp durur. "Sen şöylesin" derken aslında "Ben buyum ama kabul edemiyorum" der. Öfke patlamaları, kıskançlıklar, yargılar… Hepsi kendi içindeki görmezden gelinen parçaların isyanı.Kendinin farkına varmak ise birdenbire şu soruları sormaya başlamaktır:
  • Bu öfke gerçekten ona mı, yoksa bana mı ait?
  • Bu kıskançlık kimi kıskanıyorum, yoksa kendi yapamadığım bir şeyi mi?
  • Bu kibirle neyi örtüyorum? Hangi korkumu, hangi eksikliğimi?
Ve en önemlisi: "Ben şu anda neyi kontrol edemiyorum kendi içimde?"O farkındalık anı geldiğinde, dünya birden sessizleşir. Başkalarına duyulan kızgınlık azalır, çünkü artık aynayı kendine tutuyorsundur. Manipüle etme ihtiyacı biter, çünkü kendi iradeni inşa etmeye başlarsın.Ama uyarı: Bu yol kolay değil. İlk başta insan kendini beğenmez, utanç duyar, kaçmak ister. Ama kaçtıkça döngü devam eder.Kalabildiği sürece bakan, yavaş yavaş şefkat geliştirir kendine. Ve kendine şefkat geliştiren, başkalarına da yer açar.Kendinin farkına varmak, aslında eve dönmektir. Uzun bir sürgünden sonra, kendi kapısını çalmak.


Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale