Soru Cevap

10 Ocak 2026 Cumartesi

Kimse bakmadığında kim oluyorsun?

…şimdi gerçekten yalnızım.
Telefon sessiz, kapı kapalı, ışıklar loş.
Kimse beni izlemiyor. Kimse bir şey beklemiyor.




O zaman neden hâlâ omuzlarım kaskatı, neden hâlâ yüzümde hafif bir “iyi insan” ifadesi var?
Sanki hâlâ birileri bakıyormuş gibi davranıyorum.
Bu ne kadar alışkanlık olmuş meğer.
Ne kadar derine işlemiş.

Dur… nefes al.
Bırak şu omuzlar düşsün.
Kimse alkışlamayacak. Kimse ayıplamayacak.
Tamam mı? Tamam.
Şimdi… şu an gerçekten ne hissediyorum?Biraz… huzursuzluk.
Evet, göğsün ortasında o bildik sıkışma.
Sanki bir şey itiraf etmek üzereymiş gibi.
Ama neyi?
Ne kadar zamandır bunu bastırıyorum ki?
Kıskanıyorum bazen.
Çok da belli etmeden, çok da çirkin olmadan, ama… kıskanıyorum işte.
Başkalarının rahatlığını, cesaretini, umursamazlığını.
Sonra hemen arkasından suçluluk.
“Ben niye böyleyim, niye herkes benden daha iyi görünüyor, niye ben hep eksik kalıyorum?”
Aaa… işte o cümle.
Hep eksik kalıyorum.
Bu cümle benden çok daha büyük bir şeymiş meğer.
Çocukken de vardı sanki.
Belki ondan da önce.
Kimse bakmadığında… aslında en çok kendimden utanıyorum galiba.
Ama utandığım şey, sandığım kadar büyük bir günah değil.
Çok daha sinsi, çok daha sıradan:
yeterince özel olamamak.
yeterince derin olamamak.
yeterince “bir şey” olamamak.
…ve aynı anda,
tam tersini de istiyorum.
Fazla dikkat çekmekten, fazla görünmekten, fazla sorumluluk almaktan korkuyorum.
Hem “daha çok” olmak istiyorum, hem de “daha az” görünmek.
Bu nasıl bir ikilem böyle?
Dur.
Belki de ikilem değil.
Belki de aynı anda iki farklı çocuğum var içimde.
Biri sürekli “daha iyi ol, daha çok çalış, daha çok sev, daha çok ver” diye bağırıyor.
Diğeri çok yorgun.
Çok uzun zamandır koşuyor.
Ve sadece… birazcık kabul edilmek istiyor.
Olduğu gibi.
Başarısız olduğu zamanlarda bile.
Kıskandığı zamanlarda bile.
Küçük ve bencil hissettiği zamanlarda bile.
…ah.
Şimdi anlıyorum.
Gölge dediğin bu değil mi zaten?
En çok saklamaya çalıştığım, ama aslında en çok korumaya çalıştığım parça.
Kimse bakmadığında…
o çocuk çıkıyor işte.
Korkak.
Kıskanç.
Yorgun.
Hırslı.
Aç.
Ve çok, çok kırılgan.
Ve ben ona yıllardır “sus, görünme, ayıp” diyorum.Belki de ilk defa…
gerçekten ona bakıyorum.
Korkmadan.
Yargılamadan.
Sadece bakıyorum.
…ve o da bana bakıyor.
Şaşkın.
Şüpheli.
Ama biraz da… umutlu.
“Sonunda mı?” der gibi.Bilmiyorum yavrum.
Gerçekten bilmiyorum.
Ama bu gece…
bu sessizlikte…
seni birazcık olsun kucaklamaya razıyım.
Yeterince iyi değilim bunu yapmak için.
Hâlâ çok beceriksizim.
Ama en azından…
seni kovmuyorum.
En azından bu sefer
“git, ben böyle değildim” demiyorum.
Belki yarın yine unuturum.
Yine persona takarım, yine rol yaparım.
Ama bu gece…
sen buradasın.
Ben de buradayım.

Ve bu,
şimdilik,
yeter.


Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale