Yağmurun Fısıldadıkları
Zeynep, kulübesinin cam kenarındaki eski koltuğuna kıvrılmış, dizlerine battaniyesini çekmişti. Dışarıda yağmur şakır şakır yağıyordu; sanki gökyüzü, birikmiş bütün hikâyelerini toprağa döküyordu. Camın ötesinde, sokak lambasının sarı ışığı yağmur damlalarında pırıl pırıl dans ediyordu. Her bir damla, bir an yanıp sönüyor, sonra usulca kayboluyordu.
Zeynep’in elinde bir bardak adaçayı, buharı camda minik bir sis bulutu çiziyordu. “Ne güzel, değil


