Soru Cevap

öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2025 Cumartesi

Ne söylüyor Yağmur, Bak Ne Diyor Dinle !

Yağmurun Fısıldadıkları




Zeynep, kulübesinin cam kenarındaki eski koltuğuna kıvrılmış, dizlerine battaniyesini çekmişti. Dışarıda yağmur şakır şakır yağıyordu; sanki gökyüzü, birikmiş bütün hikâyelerini toprağa döküyordu. Camın ötesinde, sokak lambasının sarı ışığı yağmur damlalarında pırıl pırıl dans ediyordu. Her bir damla, bir an yanıp sönüyor, sonra usulca kayboluyordu.

Zeynep’in elinde bir bardak adaçayı, buharı camda minik bir sis bulutu çiziyordu. “Ne güzel, değil

Zeynep olsam? Bu yetmez mi?

Zeynep, sabahın serinliğinde köyün dışındaki patikaya attı kendini. Hava, yeni demlenmiş bir çayın buğusu gibi yumuşacıktı. Eski, hafif yıpranmış botları toprağa her bastığında, çıtırtılar bir şarkı gibi yükseliyordu. Elinde ne bir harita, ne bir plan; sadece içindeki o tanıdık huzursuzluk, o kırlangıç kanadı gibi çırpınan his.




“Nereye yürüyorum ki ben?” diye mırıldandı içinden. Botlarının temposu, düşüncelerinin ritmine uyum sağlıyordu. “Herkesin

Kırlangıcın Kendi Kanatlarına Yolculuğu

Sabahın ilk ışıkları, uykulu bir köyün üstüne süzülüyordu. Hava, yeni uyanmış çiçeklerin kokusuyla doluydu. Zeynep, ahşap kulübesinin penceresinde, elinde bir bardak naber çayı, dalgın dalgın ufka bakıyordu. Çaydan yükselen buhar, sanki ruhunun içindeki soruları taşıyordu gökyüzüne: Ben kimim? Nereye gidiyorum?

Zeynep’in hayatı, dışarıdan bakıldığında sakin ve düzenliydi. Küçük bir bahçesi, birkaç tavuğu ve yazıp çizdiği defterleri vardı. Ama içinde, sanki bir kırlangıç yuvası vardı; kanat çırpıp duran, bir yere uçmak isteyen ama nereye olduğunu bilmeyen bir kırlangıç.




O sabah, her zamanki gibi bahçesine çıktı. Toprağı eşelerken, minik bir taş buldu. Taş, sıradan değildi; üstünde dalgalı, mavimsi çizgiler vardı, sanki bir nehrin hatırasıydı. Zeynep taşı avucuna aldı, gözlerini kapattı. Ve o an,

3 Ekim 2011 Pazartesi

Düşüm / Gece oldu diye hayat bitmiyor, tersine başlıyor...


Düşüm

Hayatım!.. Küçük fark edişlerin büyüsüne kapılmış, biraz da bu yüzden iç dünyasına kilitlenmiş bir çocukluk...
Birbirlerine 'o biraz tuhaftır' dediklerinde ne anlama geldiğini algılayamıyordum
önceleri... Onlara benzemeyene tuhaf diyor olmalıydılar (?)
Onlar gibi yemek yiyor, uyuyor uyanıyordum, aynaya baktığımda normal bir insan
görüyordum. Demek ki, tuhaflığım dış görünüşümle ilgili değildi... İç organlarımızda aynı olmalıydı. Onlara benzemeyen tarafımı bulamıyordum.
Anneme sorsam şöyle diyecekti;
'Nereden buluyorsun bu tuhaf soruları bilmem ki (?)’
Yanıtsız iki sorumuz daha olacaktı... Babamla, gece sohbetleri her zamanki gibi yataklarında da devam edecekti... Duvarların bir sıra tuğla ile örüldüğü hesaba katılmıyordu. Bizi ayıran çite ise her gece bir sıra dikenli tel daha ekleniyordu…

Gece oldu diye hayat bitmiyor, tersine başlıyor...

Gün boyunca tüm şifreleri bozulan hayatın kendini onarma çabası, içime derin bir hüzün çöktürse de yaşamaya doyamıyorum hiç bir anını...
Pencereyi açıyorum; derin suların yüzeyinden gökyüzünü izliyorum… Mutluluk kaynağım yıldızlar bana yetiyor. Uzak yıldızlarla ilgili düşlerim gecelerimi,
derin mavi su gündüzlerimi süslüyor.







Gökyüzünün en uzak noktasından gözlerimi ayırmıyor, bir yıldız kaymadan yatağıma girmiyordum. Bu dünyaya yanlışlıkla bırakıldığımı ve oralarda olan bir şeyin gelip beni

17 Mayıs 2011 Salı

Hayallerinde Kendini Arayan Adam

Kanatları Rüzgâra Dolanan Hayaller
Bir zamanlar bir adam vardı. Kanatları rüzgâra dolanan hayallere dalardı. Hayallerinde hep kendini arardı. Arar arar bulamaz, bulamadıkça tekrar arar ve asla bırakmazdı. Bırakmadıkça o hayaller kendisini; ulaşamıyordu kendisine, hayalleri ona engeldi. Hayallerinde rüzgar ile savrulup giderdi. Rüzgâr olmayı hiç hayal etmemişti. Rüzgâr ile ilerler hayallerinde ve kendisinden geçerdi. O adam,

5 Mayıs 2011 Perşembe

Denizkızı olmak, bir düş nesnesi olmak kolay değil

Denizkızı olmak, bir düş nesnesi olmak kolay değil.



‘Derinlere hiç ışık sızmıyor biliyor musun? Bazen kaybolmaktan, fark edemediğin bir canlı tarafından
Yutulmaktan korkuyorsun… o zaman kendini sakin bir limana saklıyorsun…’

Denizkızı olmak, bir düş nesnesi olmak kolay değil.

Tüm tehlikelere karşın derinleri özlüyorum.. Yaşamı yüzeyinden izleyebilen biri değilim. O neyi kapsarsa onun içinde olmalıyım… Kendi yaratıma, evrenime dönüş yolundayım…
Kendimi özledim ben... Geleceğim için hiç plan yapmıyorum.. Yaşam çoğunluğun isteğine uyulmadığında yardımımıza koşar biliyorum... Yürekten çağrı çıkarmaya görelim... duyar!... Defalarca deneyimledim... Ne zaman ''şöyle bir düzenim olsun'' deyip yaşamdan alıkoysam kendimi sıkıldım. İnsanın kendine ihaneti! Çirkin bir oyun bu! Ahlaksızlık!..


Alıştığı ortamdan çıkanın büzüştürülüp küçültüldüğü, yok edildiği bir dünya.
Ben de bulunduğum durumdan bir adım öteye kımıldamıyor, keşfettiğim
dünyama sıkı sıkı sarılıyorum.


s.P