Soru Cevap

10 Ocak 2026 Cumartesi

Kimse bakmadığında kim oluyorsun?

…şimdi gerçekten yalnızım.
Telefon sessiz, kapı kapalı, ışıklar loş.
Kimse beni izlemiyor. Kimse bir şey beklemiyor.




O zaman neden hâlâ omuzlarım kaskatı, neden hâlâ yüzümde hafif bir “iyi insan” ifadesi var?
Sanki hâlâ birileri bakıyormuş gibi davranıyorum.
Bu ne kadar alışkanlık olmuş meğer.
Ne kadar derine işlemiş.

Dur… nefes al.
Bırak şu omuzlar düşsün.
Kimse alkışlamayacak. Kimse ayıplamayacak.
Tamam mı? Tamam.
Şimdi… şu an gerçekten ne hissediyorum?Biraz… huzursuzluk.
Evet, göğsün ortasında o bildik sıkışma.
Sanki bir şey itiraf etmek üzereymiş gibi.
Ama neyi?
Ne kadar zamandır bunu bastırıyorum ki?
Kıskanıyorum bazen.
Çok da belli etmeden, çok da çirkin olmadan, ama… kıskanıyorum işte.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Kibir, aslında bir tür iç çaresizliğin dışa vurumu

Benliğine söz geçiremeyen, içindeki fırtınaları dizginleyemeyen insan, en çok kibirle kamufle eder o acziyetini. Çünkü kendi iradesi zayıfsa, kontrolü dışarıda arar: Başkalarını manipüle etmek, yönlendirmek, küçümsemek, suçlamak… En kolay yol budur.


Kendi dürtülerine, öfkesine, korkusuna, arzusuna "dur" diyemeyen biri, başkalarına "sen şöylesin, böylesin" diye hüküm giydirerek kendini yüceltir. Güçsüzlüğünü itiraf etmek yerine, başkalarının iradesini esir almaya çalışır.Kibir, aslında bir tür iç çaresizliğin dışa vurumu:
  • "Ben kendime hâkim olamıyorum, o yüzden senin hayatını da ben belirleyeyim."
  • "Kendi hatalarımı göremiyorum, o yüzden seninkini büyüteyim."
Gerçek irade sahibi insan mütevazı olur. Çünkü bilir ki en zor savaş, insanın kendiyle olanıdır.

Günah, hiçbir şeyi sevmemek aslında..

Evet… Günah, kalbin yavaş yavaş donmasıdır aslında.

Sevgi göstermemek, bir insana, bir hayvana, bir ağaca, hatta kendi yaralarına bile şefkatle dokunmamak; her şeyi griye boyamak, her kapıyı kapalı tutmak.Sevgi göstermediğimiz her an, biraz daha eksiliyoruz içten. Soğuk bir odada camın buğulanmasını izlemek gibi: Dışarıda hayat akıyor, ama biz parmağımızla bile bir kalp çizmiyoruz o buğuya.



En büyük günah belki de, hâlâ sevme kapasitemiz varken susmak, uzak durmak, "aman bana ne" demek.Sevgi göstermemek, kendi ruhumuza da ihanet etmek çünkü. 😶‍🌫️Ama iyi haber: Hâlâ nefes alıyorsak, hâlâ bir "merhaba" diyebilir, bir gülümsemeyi

15 Aralık 2025 Pazartesi

Konfor alanı

“Konfor alanı kötüdür” mottosuyla, her şeyin sürekli daha iyiye, daha yükseğe gitmesi gerektiği yanılsamasına kapılanlar oluyor. Memnun olduğu işi bırakan, sevdiği şehri terk eden, sağlam giden ilişkisini birden “yeterince heyecanlı değil” diye sorgulayanlar… Bu inanç, modern hayatın pompaladığı bir tuzak aslında.


Oysa insan hayatı düz bir yükseliş grafiği değil; dalgalı bir ritmi var. Değişim dönemleri ve istikrar dönemleri birbirini tamamlar. İşler yolunda gittiğinde bu ikisi dengeli bir şekilde ardı ardına gelir.Dış dünyada büyük değişimler – yeni iş, yeni şehir, yeni ilişki – bütün enerjini adaptasyona harcatır. Beynin hayatta kalma modunda çalışır;

8 Aralık 2025 Pazartesi

İnsan neden ölümsüzlüğün peşinde koşar?

Dün gece yine aynı şeyi düşündüm: İnsan neden ölümsüzlüğün peşinde koşar?
Bilim kurgu değil, içimden gelen ham bir soru bu.




Bence ilk sebep çok basit ve çok utanç verici: Yarım kalmaktan korkuyoruz.Her birimiz, farkında olmadan, kendi hayatımızın en az bir şaheser olabileceğine dair küstah bir inançla doğuyoruz. “Benim hikâyem özel, tamamlanmadan bitmemeli” diyoruz. Çocukken çizdiğimiz yarım kalmış resimler, gençken başladığımız yarım kalmış aşklar, orta yaşta kurduğumuz yarım kalmış şirketler… Hepsi aynı korkunun küçük provaları. Ölüm ise en büyük yarım bırakış. O yüzden “daha biraz zaman” diye yalvarıyoruz evrene. Bir bölüm daha, bir sezon daha, bir hayat daha…

6 Aralık 2025 Cumartesi

En çok seven susar

Bir gece, yıldızların bile uyumaya kıyamadığı o saatlerde,
yalnızlık odamın en karanlık köşesine sinmişken,
adını içimden değil, içimden daha derinden fısıldıyorum.
Gözyaşlarım bu kez göğe değil, göğsümün tam ortasına düşüyor;
orada biriken her damla, sessizce beni delip geçiyor.



Biliyor musun,
en parlak aşk hikâyeleri hep en kuytu karanlıkta başlar.
En çok seven susar, en çok özleyen konuşamaz,
en çok isteyen yalnızca uzaktan bakakalır.
Belki de periler, tamamlanmamış masalların içinde yaşamayı seçenlerdir.
Çünkü insan ya o masalı terk eder ya da içinde yanar.
Ben terk edemedim.
Yanmayı göze aldım.
Her harfi ateşe batırıp yazdım, yazdıkça daha çok yandım.

5 Aralık 2025 Cuma

Anlaşılmama hissiyle başa çıkma yolları



Anlaşılmama hissi çok derin ve çok insani bir acıdır. Bazen bir ömür boyu taşıdığımız bir yük gibi gelir. Ama bu hisle yaşamak zorunda değilsiniz; onunla başa çıkmanın, hatta zamanla onu dönüştürmenin yolları var. İşte uzun yıllardır bu duyguyu taşıyan insanlarla yaptığım konuşmalardan ve kendi gözlemlerimden süzülen, gerçekten işe yarayan öneriler:
  1. Önce kendini anlamaya başla
    Çoğu zaman başkaları bizi anlamıyor gibi gelir çünkü biz bile kendimizi tam olarak anlamıyoruz.
    • Her gün 5-10 dakika “Bugün içimde en çok ne vardı?” diye

3 Aralık 2025 Çarşamba

Kimleri Olduğu Gibi Kabul Eder, Kimleri Kendi Eksiklerini Sana Yansıtır?

İnsan ilişkilerinde en acı verici gerçeklerden biri, karşımızdakinin bizi gerçekten “gördüğü” anların ne kadar nadir olduğudur. Çoğu zaman birileriyle karşılaştığımızda, iki ihtimal belirir: Ya olduğumuz gibi kabul ediliriz – bütün çatlaklarımız, keskin köşelerimiz, tuhaf renklerimizle – ya da bir ayna gibi kullanılırız; karşımızdaki kendi eksikliğini, korkusunu, öfkesini bize yansıtır ve bizi eksiltir.


Olduğu gibi kabul eden insan nadirdir. Onun gözünde sen bir “proje” değilsin. Düzeltilecek, törpülenecek, yeniden şekillendirilecek bir hammadde değilsin. O sana baktığında, senin varlığınla huzur bulur; çünkü kendi içindeki boşlukları seninle doldurmaya çalışmaz. Senin suskunluğun ona ağır gelmez, çünkü kendi iç sesiyle barışıktır. Senin başarısızlığın onu tehdit etmez, çünkü kendi değerini senin üzerinden ölçmüyor. Senin

Kul Hakkı

Kul hakkı sandığından daha ağırdır; çünkü incittiğin, ezdiğin, görmezden geldiğin şey bir insanın ruhudur. Birinin emeğini yok saymak, onurunu zedelemek, kalbini kırmak sadece “yanlış” değildir, bedeli olan bir borçtur. Rabbim her şeyi bilir ama kişinin hakkı ödenmedikçe o defter kapanmaz. Bu yüzden kimsenin rızkına, huzuruna, emeğine el uzatmamak; kırdığın kalbin önüne geçip helallik istemek gerekir. Dünya adaleti şaşar, insan unutabilir ama hak yerini bulmadan hiçbir şey tamamlanmaz.....

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale