3 Kasım 2011 Perşembe

Korkusuz olsaydık biz, ne olurduk?

Yaşamlanmızda korku tarafından yönlendiriliriz, çünkü içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirmek ve önceden kestirmek ve bu bilgiye dayanarak sağ kalmak gereksinimi tarafından yönlendiriliriz. Biyolojimiz, kendi yaşamını sürdürme planını, en temel işlevlerinden biri olarak kabul eder ve olası tehlikelere karşı bizi sürekli uyarır. Bu değerlendirme için en uygun olan aracı, beynimizi kullanırız.
Bir tehlikeyle karşılaştığımızda, onu inceleriz ve başarılı olmak için hangi planın daha uygun olduğuna bakarak onun karşısına çıkarız veya ondan kaçınırız. Savaşırız veya kaçarız.
İnsan biyolojisi, düşünce tarafından başkalaştırılarak, psikolojiye dönüştürülmüştür. Artık, kendi kavramsal çerçevemizin zorlamasıyla, dünyamızdaki psikolojik tehlikeleri değerlendirmek zorunda olduğumuza ikna edilmiş durumdayız. Yaşamı sürdürme psikolojisine dayanarak, dövüşmeye veya kaçmaya, egemen olmaya veya teslim olmaya karar vermek zorundayız.
Korku, psikolojik rahatlığımızın denetleyicisi durumuna gelmiştir. Deneyimimizin bu yanının tümüyle kavramsal olduğu gerçeğine rağmen korku, biyolojimizle, koşullandırılmamızla, gerçekliğimizle o kadar içiçe geçmiştir ki, sanki gerçekmiş gibi varlığını sürdürür.
Yeni ilişkilere yaklaşırken, sanki fiziksel bir saldırı olabilirmiş gibi, canımızın yanmasından korkarız. Bizi sevmezlerse ne olacak? Yeni bir çevrenin niteliklerini değerlendirmeye çalıştığımızda, utanır veya fazlasıyla saldırgan oluruz. Korkarız.
Kalplerimizin atışları hızlanır. Avuçlarımız terler. Ağzımız kurur. Bizi ormanda izleyen yırtıcı bir hayvan mı var? Hayır, tanımadığımız biriyle tanıştırılıyoruz.
Heyecanlanırız. Bütün sistemimize adrenalin salgılanır. Düşüncelerimiz çatışır. Bizimle yiyecek için yarışan başka bir hayvanla, ölümüne bir savaşta mıyız? Hayır, yeni bir pazarlama planını patronumuza tanıtmaktayız.
Korku, ormanı terk etmiş ve zihnimizin dünyasına girmiştir. Yaptığımız hemen hemen her şey, psikolojik korkunun süzgecinden geçer. Korku tarafından harekete geçiriliriz. Korku tarafından engelleniriz. Korku içinde yaşarız.
Ne yapmalıyız?

Gelin, korkunun çoğunlukla yersiz olduğunu anlayalım.
Korku, caddenin karşısına geçerken bir kamyon geldiğini gördüğümüzde, bizim için işlevseldir. Elektrikli aletler kullanırken, araba sürerken korku yararlıdır, yoksa yaşamlarımızı veya kolumuzu, bacağımızı tehlikeye atarız.
Geri kalan zamanlarda, korku anlamsızdır. Korku, fiziksel bedenimizi korumak için vardır. Psikolojik bedenin korunmaya ihtiyacı yoktur. O yok edilemez. Varolmayan bir şeyi incitemezsiniz.
Korku, onun yardımı olmadan büyük bir zarara uğrayacakmışız durumu yaratır. Gelin, varsayımıları gözden geçirelim. Somut korkumuzu elden bırakmayacağız -caddenin karşısına geçerken yolda sağımıza solumuza bakacağız- ancak, gelin birkaç gün psikolojik korku olmadan yaşamaya çalışalım ve yaşamımızı sürdürüp sürdüremediğimizi görelim.
“Hayır, hayır, hayır, bu mümkün değil, çok tehlikeli, canın yanar” der Korku.
Ama yalnızca birkaç gün için denemek istiyorum” deriz biz.
“Kesinlikle olmaz. Dehşete düşeceksin. Zarar göreceksin. Bensiz başına neler geleceği konusunda hiç bir fikrin yok!”
Korku, gittikçe daha ısrarcı olmaya başlar. Geçmişte bizi hep korumuştur. Bu koruyucu olmadan ne yaparız? Zaten, korku olmadan biz neyiz?
Korkusuz olsaydık biz, ne olurduk?

Korku ve sevgi asla bir arada olamadıkları için, eğer aralarında bir seçim yapmak zorunda kalırsak, korkuyor olmak, seviyor olmaktan çok daha güvenlidir. (Niccolo Machiavelli)
Yüreklerinde bir huzur vardı. Şu, her şeyini kaybetmiş olanların korkusuzluğu ile doluydular. Elde etmesi kolay olmayan, ancak elde ettikten sonra hep süren korkusuzlukla. (Aleksandr Solzhenitsyn)
Korkuyla kavga etmeyin. Korku her zaman kazanır. Korku her zaman haklıdır. Korkulacak sayısız durum var. Korku bizi hep korur. Tamam, belki birazcık boğucu, ama güvendeyiz.
Korku, yaşamda gerek duyduğumuz hemen her şeyi bize verebilir. Korku, bizi incitebilecek herhangi bir şeyin bize asla dokunmayacağından emin olmaktır. Dokunulabilir olmak çok risklidir. Korku riski sevmez.
Korku, bir şey dışında bize her şeyi verebilir; korku bize asla sevgi veremez. Sevgi, korkunun susmasını bekler. Korku, sevgi hakkında bir şey bilmez ve sevginin beklediğini bilemez. Sevgi, Korku’nun alabileceği en büyük armağandır.
Korkuyla tartışmayın.
Korkuyu sevin.
Korku, gerçek bir varlığı olmadığını bilir ve bu onu dehşete düşürmektedir. Korkuyu sevin, çünkü o -hiç bir şey kendinden kaçamaz- bir yanılsamadır.
Korku bizim, ayakta kalmaya, var olmaya, varlık kazanmaya çalışan psikolojik merkezimizdir.
Sevginin bir merkezi yoktur, korkusu yoktur, yalnızca saf varlıkta bulunur.
Cennetten gelme bir eştir.
Sevgi, korkuyu sarar.
Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale