Hayat, toz taneleri gibi savrulduğumuz bir rüzgâr. Her birimiz, kendi yollarımızda, kendi telaşlarımızda, kendi yalnızlıklarımızda dağılıp gidiyoruz. Ama bazen, o savruluşun ortasında bir şey parlıyor: bir söz, bir fikir, bir güzellik. Tesadüfen çarpıyor gözümüze, bir an için içimizi ısıtıyor. “Ne güzel,” diyoruz, ama çoğu zaman orada bırakıyoruz. O anı fark etmekle yetiniyor, geçip gidiyoruz. Peki, ya o değeri bir adım yukarı taşımak bizim görevimizse? Ya toz taneleri gibi oraya buraya saçılsak da, el ele uçmak mümkünse?
Değerli bir şeyle karşılaşmak, bir hediye gibi. Bir sokak köşesinde rastladığımız bir çiçek, bir satırda saklı bir hakikat, bir başkasının hayali. Ama bu hediyeyi sadece görüp geçmek, bir vazoya koymadan solmasına izin vermek gibi. Oysa insan olmak, o çiçeği sulamak, o