17 Mayıs 2011 Salı

İnsanın ürettiği herşey doğaya aykırıdır

İnsan, doğaya ya da bir başka deyişle yaratılmış yaşama en aykırı en çarpık varlıktır.
Ürettiği herşey doğaya aykırıdır.
Uyumsuzdur, eylemleri tüm doğa düzenini zorlamaktadır. Yıkıcıdır.
Çünkü doğayı değiştirmeyi yaşam biçimi olarak benimseyen belki de tek varlıktır.
Canlılığın anarşistidir.
Entropisidir.
Dünyayı yaşanmaz hale getirir.
Tüm canlılara ve hatta kendine dahi bir tehdit ve düşmandır.

Tüm güzel sözlere, kuramlara, öğretilere ve sistemlere rağmen pratikte yaşanılan gerçeklik ne yazık ki budur.
……
Doğayla apaçık biçimde barışık hükümler içermeyen ve doğal yaşamın korunması üzerine net tavırları olamayan tek tanrılı dinlerin tamamı, doğanın kendine meydan okuyandan her zamanki gibi alacağı intikam ile birlikte sosyal yaşamdan çıkarılması, sosyal evrim sürecinin önümüzdeki halkasıdır. Çünkü doğa insandan hala çok daha güçlüdür.
İnsanlık paganizmi, doğaya tapıcılığı, vahdet-i vucut ya da varlığın birliği gibi felsefeler ile birlikte kendine tapmayı yeniden keşfedecektir.Satanizm, yoga, şamanizm, uzak doğu felsefelerinin yeniden dirilişi hatta scientolojistler gibi uzay dini arayışları ve kuantum fiziğinin verilerinin uyarlanması gibi yönelişler, öz itibariyle insanlığın yeniden doğaya yani köklere dönüş eğiliminin bir yansıması olup, ortaya çıkışları, tutsak beden, özellikle de tutsak akıl demek olan feodalite, vahşi kapitalizm ve sonrası emperyalist globalizmin koşutunda gelişen tek tanrılı dinlerin karşı dinamikleri biçimindedir. Özellikle varlığın birliği felesefesi yükselecek gibi görünmektedir. Yani Tanrı-Evren-İnsan üçlemesi teke düşecek ve Varlık biçiminde yeniden tanımlanılmaya çalışılacaktır. Çağın gereksinimlerine uygun olarak daha kolay ve anlaşılabilir bir din ya da dinler artık kapıda ; birey, kendi içindeki tanrısal özü bir kavuşma biçiminde yeniden tanımlayacaktır. Artık yaratıcı ve yaratılan değil, bu ikili indirgenerek bir özdeşleşme biçiminde sadece tek bir varlık olacaktır. O benim, Ben O’yum. Biz hepimiz Bir’iz. Sıkça duyulacak sözcüklerden.
Tüm tek tanrılı dinler, insanın sosyo-ekonomik yaşamının değişimine, yani insanın sosyal evrimine koşut olarak, egemenin, sorgulamayan, itaat eden, köle ruhlu insan ihtiyacını karşılayacak biçimde ortaya çıkmışlar ve özellikle egemenler tarafından tepeden serfe (köylülere) dayatılmışlardır. Serfe köleliği süresince herhangi bir ödül veremeyen egemen, itaatı pekiştirmek için öteki dünya olgusu ile serfi/kölesi için aradığı eşsiz uyuşturucuyu bulmuştur. Aslında bir yönden tüm tek tanrılı dinlere düşük maliyetli beyin yıkama araçları olarak da bakılabilir. İsyan eden, sorgulayan, arayış içinde olan, değişimci yani bu şekliyle muhafazakarlığı her zaman tehdit eden akıl boşaltılıp, yaşam ötesi vaatleriyle kandırılmış itaatkar, kanaatkar, şükreden akıl, ihtiyaca uygun olarak bedenlere yerleştirilmiştir.
Egemen, böylelikle arkasına Tanrısal gücü de alarak gücüne güç katmıştır.
Egemen için bu vazgeçilmez değerdeki kaynağın besleyicileri olan ruhban sınıfı yani din adamları işte bu yüzden kritik öneme haizdirler. Din adamları salt bu nedenle yönetime diğer bir deyişle egemene her zaman bilim adamlarından bile yakın olabilmişlerdir. Hatta askerlerden bile yakın, çünkü nihayetinde asker de her ne kadar egemenin gücünün uygulayıcısı olsada aynı zamanda bir tehdit olarak boyun eğdirilmesi gereken bir sınıftır.
İşte, bireyin kendisini keşfetmesi, ruhunu özgürleştirme çabaları ve ben olabilme etkinliklerin bir yansıması olarak, ona sen bir “hiçsin” sadece bir kulcuksun diyen İbrahimi dinlerden kaçışı başlamış ve egosunu yücelten, ona bir birey olma hissi veren, “Sen” diyebilen postmodern din arayışları ortaya çıkmıştır.
Yakın gelecekte, ne kadar muhteşemim, ne kadar harikayım, inanılmazım gibi söylemlerin kulaklarımızda daha sık çalınır olduğuna tanıklık edeceğiz.
Postmodern Polyannalardan tutun, ellerinde dev aynaları ile gezen birer egodan ibaret tiplere kadar…
Yalnızlığın, bireyin alışveriş yapma eğilimini körüklediği gerçeğini ve gelişen teknoloji ile üretim araçlarının fabrikasyon ve tektip ürünler yerine farklılaşabilen ürünler üretme yeteneği ile dönüşen üretim biçimlerini üstüste koyarsak, yeni insan tipinin ekonomik yapısının ne olacağı netleşir. Her biri kendini farklı, özel ve özgün zanneden aslında alabildiğine yalnızlaşmış insan. Yeni tektipimiz budur.
Globalizmin ulaştığı üstün teknoloji ile sunduğu çeşitlilik karakteristikli bu arza karşılık talep ettiği yeni insan tipinde insan, kendini aşırı özgün, farklı zanneden kışkırtılmış özgüveniyle alabildiğine bencilleşmiş özsever bireylerden tutun da küçük kültür komünleri boyutunda toplumsallaşmış yapılara kadar kendini yeniden üretecektir. İnsanoğlu, ileride bu küçük komünleri kalıcı hale getirerek kendi gettolarını ya da evrenkent (kampüs) gibi yaşam alanlarını oluşturma arayışlarına girecekdir.
Belki de insanlık uzaya bu arayışları gerçekleştirebilmek için de yayılacak… Marjinalleşen bu alt kültür gettoları, üst kültürlerin baskısından kurtulup istedikleri gibi yaşayabilmek için uzaya açılacaklardır. Enerji ve hammadde ve bilimsel arayışlarının yanısıra, bu da sosyal olgu olarak karşımıza çıkabilir. Dünya, çokta uzak olmayan bir zamanda uzaya sosyo-politik göçmenlerde vermeye başlayacaktır.
Özetle, bu yeni tektipin inanç arayışı olarak insanlığın din serüveninin bir sonraki aşamasında da kendi kendini kutsamak yükselen değer olacak ve bu kendine tapma talebini karşılayan dinlerde toplumsallaşıp yeni öğretiler olarak ortaya çıkacaklardır. Muhtemelen bu dinlerin yapısında bir önceki bastırılmışlığın intikamı alınırcasına cinsellik çok yükselecektir. Bu yükselişin ortaya çıkaracağı muhtemel mekanikliğe tepki olarakda duygusalllık ve paylaşım arayışlarıda karşı dinamik olarak yerini alacaktır. Her durumda tek tanrılı dinlerin yolaçtığı o uzun akıl tutulmasından insanlık yavaşda olsa sıyrılmaktadır.
Halen hazırda, Toplulukların büyük bir kısmında bu yönelişler şu anda canlı olarak yaşanmaktadır.
İşin bir başka ölümcül boyutu olan insanlığın bu yönelişler doğrultusunda ne kadar barışçıl ve uzlaşıcı olacağı konusu ise, parametrelerin fazlalığı nedeniyle şu anda öngörüm dışında.
Ama yinede konu, çok güzel bir düşünme ve araştırma konusu olarak ortadadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel Sözler - Özlü Sözler - Anlamlı Sözler - Deneme Yazıları Makale